İstanbul’un Sokak Köpekleri İçin Karanlık Bir Yüzyıl

Abdullah Onay

 

İstanbul’un sokak köpeklerinin başlarına gelen felaketlerin bu ülkenin modernleşme tarihi ile bir paralelliği var. Modernleşmenin getirdiği zihniyet değişimi ile  birlikte  sokaklarda serbetçe yaşayan köpekler göze batmaya başladı. Modernleşmeyi savunan Osmanlı aydınları, yöneticileri, İstanbul’da yaşayan Batılılar, sokakların köpeklerden temizlenmesi gerektiğini dile getirir oldular. (1) Örneğin, dönemin aydınlarından Şinasi bu konuda yazılar yazdı, yine  dönemin aydınlarından Abdullah Cevdet işi sokak köpeklerine karşı bir risale yayımlamaya kadar götürdü. 1909 yılında yayınlanan bu broşürde, “Daima kan ve irin boşaltan geniş bir yara”ya benzettiği köpeklerin varlığının bir utanç olduğunu ifade eder:

“”Her adımda bir cukura, her üç adımda yolun ortasına serilmiş murdar, can çekişen bir köpeğe rastgelinen, her sokak başında bir ciğerci sırığı başa çarpılan, bütün bir mahalle köpeklerinin hep bir ağızdan havlamaları veya ulumalarıyla birkaç defa uykudan sıçrayarak uyanmaksızın hiçbir türlü fasılasız, rahat bir uyku uyumak mümkün olmayan bir memleketin sakinleri kendilerini medeni milletlerin kardeşlik huzuruna nasıl ve ne yüzle çıkarabilir?”

Modernleşme çabaları içinde İstanbul hızla değişmektedir, bu değişimler İstanbul sokaklarını köpekler için git gide yaşanmaz/zor yaşanır yerler haline getirdi. 1871’de işletilmeye başlanan ilk tramvay, sokaklarda özgürce yatmaya alışmış köpekler için kabus oldu, tramvayın altında kalmaya başladılar. Bunun üzerine tramvay hattındakiler toplatılıp Anadolu yakasına atıldı.

osmanlida-mancacilar-sokak-hayvanlari-icin-yardim-teskilati-2017-6-7-21-13-4

Peki bunun öncesinde, geleneksel Osmanlı toplumunda durum nasıldı? Batılı seyyahların ilk dikkatini çeken şeylerden biridir, o dönemin insan-hayvan ilişkisi:

“Türkler arasında işkembe, ciğer ve et parçalarını kaynatarak bunları gerdeller içinde kenti dolaşarak, kedi köpek mancası diye bağıra bağıra satmak adettir. Bu gibi satıcıların arkasından daima elli altmış hatta daha fazla köpeğin koşuştukları ve kendilerine yiyecek verilmesi için satıcıların yüzlerine baktıkları görülür. Türkler bu ayak satıcılarından aldıkları çeşitli yiyecekleri köpekler arasında elden geldiğince eşitlikle dağıtırlar (…) böyle yapmakla yani kedi, köpek, balık, kuş ve Tanrının başka konuşamayan canlılarına yiyecek sadakası vermekle yüce Tanrının gözüne gireceklerine inanırlar.” (2)

“Isınmak için gelip odun toplamak akıllarından bile geçmiyor. Ağaçlar yaşlılıktan dökülüyor. Gövdeleri çürüyor, ölü dalları toprağa yayılıyor ama kimse dönüp bakmıyor, bir yarar sağlamayı düşünmüyor. Kaderci inanç her şeyin olduğu yerde olduğu gibi kalmasını istiyor. (…) Şark’ta hamallardan başka kimsenin acelesi yok gibi.” (3)

O dönemin geleneksel toplumunun zihniyet dünyasının farklılığı içinde, doğa ve diğer canlılara da hayat hakkı vardı. Haliyle böyle bir toplumda sokakta yaşayan kediler, köpekler, kuşlar kendilerine serbest bir alan bulabiliyordu.

istanbul sokak köpekleri 5

Sokak köpekleri meselenin halline dair ilk girişim ise Modernleşmeci Padişah II. Mahmud dönemine (1808-1839) denk düşer. 1828’de köpekler teknelere doldurulup Hayırsızada’ya gönderilir, ama toplumdaki tepkiler üzerine geri getirilir. II. Mahmud’un yerine geçen Sultan Abdülaziz de adaya sürgün işini denemeye kalkar, ama İstanbul’da çıkan büyük bir yangın, bu sürgüne bağlanınca, tepkileri yatıştırmak için köpekler yine geri getirilir.

Bütün bu tehlikeleri atlatan İstanbul köpeklerinin, İttihat ve Terakki’nin iktidara gelmesiyle talihleri bu kadar yaver gitmez. Modernleşme, ilerleme fikrinin savunucusu bu parti için sokak köpekleri sorunu kökten halledilmelidir, aynı, sorun olarak gördükleri her şeyde “çözüm” uygulamaları gibi.

“Yeni ittihatçı hükümet, iki yıllık bir tereddütten sonra sokak köpeklerinin uzaklaştırılması kararını almış; bu amaçla köpeklerin toplatılması ve Topkapı’da eski siper çukurlarında muhafaza edilmesi için 14 bin Fransız Frangı tutarında kredi ayırmıştır .Ancak toplatılan köpekler için ayrılan yerlerin yetersizliği, bu hayvanların çıkarttıkları gürültünün halkı rahatsız etmesi ve etrafa kötü koku yaymaları gerekçesi ile Dâhiliye Nezâreti tarafından 29 Mayıs 1910 tarihinde köpeklerin Hayırsız Ada olarak bilinen Sivri Adaya nakledilmeleri kararı çıkmıştır. Bunun üzerine dönemin Belediye Başkanı Suphi Bey’in (*) emri ile yaklaşık 80 bin köpek mavnalara yerleştirilerek sürgün edilmiştir.” (4)

Ve nihayetinde 1910 yılı korkunç bir katliam ile tarihe geçer, İstanbul sokak köpekleri  büyük bir soykırıma maruz kalırlar. Önce sur dibinde hendeklere doldurulan binlerce köpek, teknelere doldurularak günlerce Hayırsızada’ya taşındı. (5)

osmanlı sokak köpeklerinin toplanması

12 Temmuz 1910’da tekne ile adaya giden Fransız karikatürist Sem, gördüklerini şöyle anlatır:

“Çoğu kumsalda itişiyor, birbirini sıkıştırıyordu; birbirlerinin üstüne çıkarak suya ulaşmaya çalışıyor, güneşten pişmiş, ateşten kavrulmuş bacaklarını serinletmeye uğraşıyorlardı. Pek çoğu yüzüyor, bir yandan da denizde kavga ediyor, dört bir yanda yüzen leşler için kapışıyordu. Susuzluktan yarı ölü durumdaki birkaçı tuzlu suyu içmeye gayret ediyordu. Karada ise cesetleri kapışan bir köpek güruhundan başka bir şey yoktu. Güneşten kaçan öbekler gölgelere yığılmış en ufak çıkıntılardan bile yararlanmaya çalışıyordu. Kalanlar ise bir tür çılgınlığa kapılmış, cin çarpmış gibi koşuyor, yerinde duramıyordu. Umutsuzca bize doğru yüzen sürüler vardı. Kısa süre sonra teknenin etrafı sarıldı. Bize değecek kadar yakınımıza gelmiş, teknenin kaygan kenarlarına tutunmaya çalışıyorlardı. Çoğunun kulakları yarı yarıya yenmiş, üzerleri tuzdan iyice azmış, duru suda kan izleri bırakan iğrenç yaralarla dolmuştu. Bu manzaraya dayanacak hali kalmayan bir İngiliz hanım, denizcilere köpekleri öldürsünler diye yalvarıyordu. Adanın bir kilometre açığında insanın tüylerini ürperten bu sakar yüzücülerden oluşan başka başıboş sürülere rastladık. Bacaklarını kol gibi sallayarak, can çekişir gibi çırpınarak inatla peşimizden geliyor, sonunda uskurun çalkantısında boğulup gidiyorlardı. Uzaktan kafes yüklü iki mavnayı adaya doğru çeken küçük bir vapur gördük. Aç köpeklere İstanbul’dan ‘taze köpek’ getiriyorlardı.”  (6)

cemil topuzlu

O sürgün ile 70-80 bin köpeğin katledildiği tahmin ediliyor. Fakat katliamdan kurtulanlar olmuş ki, onları da “temizleme” işi 1912’de İstanbul Belediye Reisliğine atanan Cemil Topuzlu’ya kalmış. Topuzlu anılarında kalan köpeklerin akıbetini fütursuzca yazar:

“ilanı meşrutiyetten sonra İstanbul’daki köpeklerin büyük bir kısmı toplatılarak Marmara’daki Hayırsız Adaya gönderilmişti. Bununla beraber Şehreminliğe tayinim sıralarında otuz bine yakın köpek buldum. Bunları yavaş yavaş imha ettirdim.” (7)

Rejm değişir cumhuriyet ilan olunur, ama köpek katliamlarının sonu gelmez, başladığı gibi devam eder… Bu tarihsel süreç içerisindeki önemli kesitler, sokak köpekleri için de geçerlidir. Örneğin 12 Eylül dönemini özellikle hatırlamak gerekir. İnsanlar için büyük acılara yol açmış bu dönem, sokak köpekleri için farklı olmaz. Belediye Başkanlığına tayin olunan Abdullah Tırtıl ve sonraki diğer paşalar döneminde katliama hız verilir. Kaydı da tutulur tabii ki. “İstanbul Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’nün 1984 yılı kayıtlarına göre üç yıl içinde 88.153 köpek ve 3089 kedi öldürülmüş”tür. (8)

Bu tarihsel özette eski belediye başkanlarından Bedrettin Dalan’a da bir başlık açmak gerekir. 12 Eylül sonrasının seçimle gelen ilk belediye başkanı, Sokak köpeklerinin kökünü kazımaya cengaverce girişir. Çöplerin toplanması ile ilgili çıkarılan bir kararda şunlar yazar:

“Sokağın kirlenmesinde büyük etkisi olan çöp karıştırıcı insanlara mani olunacak. Kedi, köpek ve diğer muzır hayvanlar kesinlikle itlaf edilecek.”

Teknolojiyi de kullanmaya kalkar. Köpek itlaf makinaları “ihaleleri” açar. Dönemin ruhuna da uygun olarak bir fırsat imkanıdır bu iş. Fakat yaptığı bütün itlaflara rağmen çaresiz kalır: “Kore’den insanlar getirmeyi düşünüyorum, bu sokaktaki köpekleri toplasınlar yesinler” diyerek pes eder.

Hayvan Hakları Yasasının çıkmasından sonra artık böyle aleni katliamlar yapılamaz. Ya gizli gizli zehirlemeler gerçekleştirilir ya da barınak adı verilen toplama kamplarında yavaş yavaş ortadan kaldırılır sokak köpekleri.

Evet arabaşlıklarla da olsa, İstanbul sokak köpeklerinin katliam tarihinin “en uzun yüzyılı” böyle.

Türkiye toplumu nasıl hâlâ modernleşme sürecinin sancılarını çekiyorsa, benzer şekilde İstanbul’un sokak köpekleri de bu sürecin mağdurları olarak, yüzyıldır yaşadıkları zulmün sona ermesini bekliyorlar. Çünkü artık İstanbul onlar için atalarının özgürce yaşadıkları gibi bir şehir olmayacak. İnsanlar için bile zor yaşanır bir hale gelmiş, otomobillerin egemenliğine girmiş, yapılaşmış İstanbul sokaklarında ne yazık ki onlara yer yok.

Elçilikte görev yapan bir Batılı, “Türkiye’de köpekler eve sokulmaz ama, millet bunları da beslemeye ve alıştıkları mahallelerinde muhafazaya dikkat eder. Birçok vatandaş, Allah’ın günü onlara yiyecek götürür” diye yazar. (9) Bunca değişime, gelişen pet kültürüne rağmen, “Şark cephesinde yeni bir şey yok”, Türkler hâlâ köpekleri evlerinde beslemeye alışamadılar, çünkü satın alınan köpeklerin büyük bir kısmı, kısa süre içinde kendini ya sokakta ya da barınakta buluyor.

Peki ama, niye sormuyoruz ki, bunca katliama, barınağa vb. rağmen bu “sorun” çözülemiyor. Çünkü hiçbir “medeni” ülkede olmayacak başıbozukluk burada var. İsteyen istediği kadar köpek alabilir doğurtabilir, satabilir ve sokağa atabilir. Üstelik ucuz bir “mal”, öyle aman aman bir değeri yok. Ayrıca bizim sorun çözememe, çözmeye çalışırken, rant yaratıp bunu bir sektöre dönüştürebilme gibi muazzam bir yeteneğimiz var.

Tek dileğimiz belki bu yüzyılda köpeklerin makus talihi değişir ve huzura kavuşurlar.

 

 

(1) Irvin Cemil Shick’e göre bunu moderleşmeye, çağdaşlaşmacılığa bağlamak, “ilk bakışta veriler bunu destekler nitelikte” olmasına karşın “hayal ürünüdür”. Ona göre kentleşme ile “istanbul’un az çok kendine yeten mahalleler kümesinden yüksek düzeyde şehir içi hareketliliğin hüküm sürdüğü bir metropele dönüşmesiyle” köpeklerin işlevsiz hale gelmesidir. “Bir Mekan üzerinde Çekişme Vakası”, Toplumsal Tarih, sayı 200, Ağustos 2010.

(2) Baron W. Wratislaw, Anılar, çev. M. Süreyya Dilmen, Karacan Yay., 1981, s. 66-70)

(3) La Baronne Durand de Fontmagne, Kırım Harbi Sonrasında İstanbul, çev. Gülçiçek Soytürk, Tercüman Yay.,

(*) Catherine Pinguet,’in İstanbul’un Köpekleri, kitabında ve daha birçok yerde Belediye Başkanı Cemil Topuzlu diye yazılır ama dönemin belediye başkanı Suphi Bey’dir.

(4) Berfin Melikoğlu, Türkiye’de Kurulan ilk Hayvanları Koruma Derneği’nin Tarihsel Gelişimi, Veteriner Hekimler Derneği, 80 (1), 2009, s. 38.

(5) Bu katliamın sorumluluları tarihin lanetlenmiş sayfalarına adlarını yazdırırken, buna karşı çıkanları da hayırla anmak gerekiyor: Pierre Loti, gözünü para hırsı bürümüş toplayıcıların, askeri kışlaların avlularındaki köpeklere bile musallat olacak kadar ileri gittiklerini yazar. Bir süvari kışlasında Loti’nin dostu ve İstanbul’daki komşusu olan Tevfik Bey adlı bir yüzbaşı avluya giren tutucuları kıskaçlarla dışarı attırınca, bu emirden dolayı bir ay hapis cezasına çarptırılır.

(6) Catherine Pinguet, İstanbul’un Köpekleri, YKY Yayınları.

(7) Cemiz Topuzlu, İstibdat-Meşrutiyet-Cumhuriyet Devirlerinde 80 Yıllık Hatıralarım, İstanbul 1982, s. 100)

(8) Ümit Sinan Topçuoğlu, İstanbul Sokak Köpeklerinin Makus Talihi.

(9) D’Ohsson, 18. Yüzyıl Türkiyesinde Örf ve Adetler, çev. Zerhan Yüksel, Tercüman Yay., s. 188.

 

İlk kez Memlekent, Nisan-Haziran 2010, sayı 5’te yayınlandı, gözden geçirildi.

 

 

Reklamlar

4 Comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.