Köpekler, Köylüler ve Kibarlar

Abdullah Onay

Profesör Doğan Kuban, kent sorunları ile ilgili birisi olarak İstanbul’un sokak köpekleri sorununa da el atmış yazısında.  Türkiye’deki “hatırı sayılır” teröre, bir de sokak köpeklerinin yol açtığı terörün eklenmiş olmasına isyan ediyor. (1)

İstanbul’u “bir Anadolu köyü gibi, bir köpek cenneti olarak” hayal edemezmiş, ama belediyeler bunu başarmışlar.

Yazar, sokak köpeği sorununu kent sorunlarından hatta ülke sorunlarından ayrı tutmuyor, bütünlüklü bir analizle hepsinin birbiriyle bağını gösteriyor. Köpek sorunundan ülke sorunlarına varıyor yani. Bunu elbette, aşina olduğumuz seçkinci ideolojinin çerçevesinden yapıyor. Ayrıca bunu adı “Bilimve Teknik” olan bir dergide yapması, bütün bu zırvalıkları “bilim”in kutsal zırhına büründürüyor.

Kuban’a göre köpek sorunu, kente göç eden “Anadolu halkı” ile başlamış, bunlar “herhalde” köpeklerini de yanlarında getirmişler. Haliyle Kuban gibi “kentsoylular” için kentin yaşanmaz hale gelmesinin temelinde böyle bir süreç var. Köylülerin gelmesi yetmiyor, köpeklerini de yanlarında getiriyorlar. Bu iki güruh, Kuban’ın hayatındaki “güzel günlerin” sona ermesine yol açıyor.

Oysa Kuban, “İkinci Dünya Savaşı yıllarında Beylerbeyi İskelesi’nden Küplüce’ye çıkarken” önüne köpek çıktığını hatırlamıyor. Muhtemelen o yıllarda bu kadar çok “Anadolu halkı”ndan kimse de çıkmıyordu önüne.

Oysa sonrasında durum değişiyor, köylüler ve köpeklerden yürüyemez hale geliyor sokaklarda. Bunun sebebi şu, ona göre: Verilen haklar, özgürlükler: “Köpeklere insanlardan daha fazla hak sağladık. Bir köpek istediği yerde uyur, istediği kadar geniş çete kurabilir…”

Haliyle şu bağlantıyı kurabiliriz; Kuban gibi beyefendilerin yaşadıkları sorunlarda, “Anadolu halkı”na tanınan birtakım hakların da rolü yok mu? Oysa yine “altın çağ”a, 1940’lara dönersek, İstanbul’un  güzide yerlerinde bunları görmek mümkün müydü? Çünkü o dönemlerde önce “insanlara” daha fazla hak sağlanmıştı.  “Anadolu halkı”nın öyle oy moy hakkı da yoktu.  E işte böyle köylülere, köpeklere özgürlük verilirse olacağı bu. Çünkü “kırsaldan gelenler”, “cahil” oldukları için onları “en çok etkileyen büyük boyuttur”. “Kent boyutları kırsaldan gelen insanlarımızca bir gelişme olarak görünür. Değişmeyi köyleri ile karşılaştırırlar. Kuşkusuz dünya ile karşılaştırmazlar.” Öyleyse, kargaşayı anlamazlar, “normal” görürler. Oysa “Uygar ülkeler bu kargaşayı ve riskleri aşmak için Rönesans’tan bu yana yol alıyorlar.” (2)

Kuban’ın köpek sorununun evveliyatına dair, alabildiğine “derinlikli”, siyasi ve sosyolojik  analizlerini bir kenara bırakıp, sokak köpeklerine ilişkin söylediklerine bakarak denebilir ki, bu kadar cehalet ancak tahsille ya da ülke sorunlarına “iki saatlik Viyana” mesafesinden bakmakla vuku bulabilir  “herhalde”.

Sokak hayvanlarına yönelik duyarlılığın artması, Belediyelerin onları uluorta öldürmelerine engel oluyor, peki ne yapıyorlar? Barınak adı verilen toplama kamplarına kapatıyorlar, ormanlık alanlara bırakıyorlar. Bir miktar kısırlaştırılmış, aşıları yapılmış olan köpek de kulağına takılan küpelerle sokaklarda yaşayabiliyor.

Kuban’a bakılırsa bu uygulamalar, “köpeklere özgürlük” vermek, hatta , insandan önce köpeğe özgürlük tanınması anlamına geliyormuş:

“İnsanlara haksızlık yapılıyor. Ben çarşıda dükkanların önünde yatağımı serip yatma özgürlüğüne sahip miyim? İnsanları bağırarak kovalayabilir miyim?”

Kuban, bu “özgürlük” kriterini belki kendi muhitinde uygulamayabilir, ama bunu yapacağı epey yer var, bu yaşına değin böyle bir “özgürlüğün” tadını çıkaramaması üzücü gerçekten!

Peki, Kuban’ı bu bilgisizlik ve vicdansızlığı ile baş başa bırakırsak, nasıl bir gerçeklikle karşılaşırız?

“Sokak köpekleri sorunu”, 150 yıllık bir sorun; sorun olarak görülmeye başlanması modernleşme, Batılılaşma ile başlıyor. Modernleşme savunucusu Abdullah Cevdet, sokak köpeklerinden Kuban gibi şikayetçi olup buna ilişkin bir risale yazıyor ve böyle mi Batılılaşacağız diye soruyor. (3)

1911 yılında sokak köpeklerine yönelik büyük bir soykırım uygulanıyor, 60-70 bin köpek, götürüldükleri Hayırsızada’da açlık, susuzlukla ve birbirlerine parçalatılarak katlediliyor.

Ama “sorun” bu katliamla da bitmiyor tabii ki, Kuban’ın gıpta edeceği ideal Belediye Başkanı Cemil Topuzlu, anılarında başkanlığı döneminde yaptıklarını şöyle anlatır:

“İlanı meşrutiyetten sonra İstanbul’daki köpeklerin büyük bir kısmı toplatılarak Marmara’daki Hayırsız adaya gönderilmişti. Bununla beraber Şehreminliğe tayinim sıralarında otuz bine yakın köpek buldum. Bunları yavaş yavaş imha ettirdim.” (4)

Sonrası da bundan çok farklı değil. Zehirlemeler, sokak ortasında öldürmeler, ormanlık bölgelere terk etmeler, barınaklara doldurmalar, sürüp gidiyor bu katliamların sonu da gelmiyor.

Belli ki sokak köpeklerinin akıbeti  Kuban’ın ilgi veya bilgi alanına girmiyor, köpeklere yüzyıldır yapılan bu katliamlar hakkında bilgi edinse de normal karşılaması kuvvetle muhtemel; köylülere gelince onların köylerine sürgün edilmesini yeterli bulabilir belki!

Kuban sokak köpeklerine de tıpkı köylülere baktığı gibi demokrasi ve özgürlük karşıtı bir dünya görüşü çerçevesinden bakıyor; köpeklerin insanlarla birlikte yaşayabileceği özgür sokaklar ütopyası onun için bir kabus olsa gerek…

DİPNOTLAR

(1) Doğan Kuban, “Köpekler Yasa Dinlemez”, Cumhuriyet Bilim ve Teknik, 16 Ocak 2015. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/bilim-teknik/187191/Kopekler_yasa_dinlemez_.html

(2) Kuban’ın yazısındaki köylüler ile köpekler arasında kurduğum bu bağlantıyı biraz zorlama bulanlar, Kuban’ın diğer yazılarına, söyleşilerine bakabilirler. Onlardan biri: “Biz üniversiteyi bitirdiğimizde 800 bin kişilik bir İstanbul’du. Bugün 15 milyon dolayında nüfusu olan bir İstanbul var. Bugünkü İstanbul’un yüzde 90’ı köyden, kasabadan gelmiş, okuma-yazması kıt insanlar. Bunlar iktidarı seçiyorlar. En cahil insanların seçtiği bir iktidar döneminde yaşıyoruz.” Bir not daha, bu söyleşi Cumhuriyet Pazar‘da yayınlanmış, 18 Şubat 2007’de. Peki bunu nerede bulabilirsiniz, HAYTAP, yani hayvan haklarını savunan federasyonun sitesinde, söyleşinin içinde hayvanlara, haklarına dair bir şey var mıdır? Hayır. Türkiye için şaşırtıcı olmasa gerek. http://www.haytap.org/index.php/20071115615/konuk-yazarlar/istanbul-nasil-kultur-baskenti-prof-dr-dogan-kuban?catid=0

(3) Ümit Sinan Topçuoğlu, İstanbul Sokak Köpeklerinin Makus Talihi.

(4) Op. Dr. Cemil Topuzlu, İstibdat, Meşrutiyet, Cumhuriyet Devirlerinde 80 Yıllık Hayatım, İstanbul 1982, s.100.

ortakhaber.com sitesinde 23 Ocak 2015’te yayınlandı.

 

Reklamlar

3 Comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.