Adalar, faytonlar ve atlar

Büyükada’da terk edilmiş yaralı bir atın kurtarılması girişimi ile birlikte atların durumuna ilişkin kamuoyunda yeniden bir duyarlılık oluştu. (*) Büyükada’ya yönelik turist akını, faytona git gide artan talep, atlar için bir drama dönüştü. Hastalıklar ve ağır çalışma koşullarından kaynaklanan ölümler artık sıradanlaştı. Bu duyarlılık sonucu sivil girişimler, yerel yönetim, bir çözüm arayışına girdi. Haliyle bu konuda yaklaşımlar farklı. Faytonların tamamen kalkmasını savunanlar da var, koşulları iyileştirmeye yönelik düzenlemelerle yetinmek isteyenler de.

Hayvanseverler de kedi ve köpeğe odaklanmış ilgilerinden başlarını kaldırıp, hayvan haklarının tüm hayvanları kapsaması gerektiğine dair bir bilince doğru ilerliyorlar.

Konunun gündeme gelmesi ve tartışılıyor olması başlı başına önemli, yalnızca Adalar’da yaşayanları ilgilendiren bir durum değil ayrıca; umuyorum ki bu gelişmeler çözüm sürecini hızlandırır.

Emin Mâhir Başdoğan, Balkız ve Şanslı’nın yaşadıkları acıların ardından Adalar Postası’nın örgütlediği duyarlılık sonucu gelişen kampanya sonrasında kaleme aldığı yazısına (1) ilişkin birkaç noktaya değinmek istiyorum bu bağlamda. Başdoğan’ın atlara yakınlığını ve onları iyi bildiğini öğreniyoruz yazısından. Tartışmayı geliştirecek üsluptaki bu yazısını, daha önce “faytonlarımızı vermeyiz” kampanyasında gördüğümüz tepkilerden ayrı bir yere koymayı gerektiriyor. (2)

Atalara dair duyarlılığı şu satırlarına yansıyor örneğin: “Ezelden evvel, yollarda birlikte yürüdüğümüz bu yoldaşımızla kederde ve sevinçte yan yana duruyor olmaklığımızın zamanede handiyse unutulmaya yüz tuttuğu kanaatindeyim. Onun için atın sessiz ama çok şey anlatan bakışını nazarımızdan uzak tutmamalıyız.”

Başdoğan’ın fayton savunusu ise atları yaşamımızdan çıkarmamamız gerektiğine dayanıyor. Endişesi, bu durumu düzelteceğiz derken, atların Adalar’dan uzaklaştırılması. Onlara dokunabilecek mesafede olmamızın önemini vurguluyor. En azından anlaşabildiğimiz bir nokta burası. Adalar’da atlarla birlikte yaşamak istiyoruz; köpeklerle, kedilerle, martılarla… olduğu gibi.

Ancak Başdoğan, bunun sürdürülebilmesinin tamamen atların faytonlarda çalıştırılması ile mümkün olduğu fikrinde. Yani atların ve diğer hayvanların hayatımızda yer alabilmesinin ancak ekonomik faydaları nispetinde olabileceği gibi bir önkabulden hareket ediyor.

Bu çağımızda çok belirleyici olan “iktisadi bakış” açısı. Tüm faaliyetlerimizi “iktisadi” bir belirlenim üzerinden açıklayan bu zihniyet, ne yazık ki hayatımızı kuşatmış durumda. Başdoğan da atları ekonomik katkıları ölçüsünde hayatımızda tutabileceğimizi söylerken aslında bu durumun kabulünden hareket ediyor.Yine ne yazık ki bu kıstırıldığımız “gerçeklik” alternatif hayatlar tahayyül etmemizin de önünde büyük bir engel.

Peki, illa ki atların  ekonomik faydalarına bakacaksak, bu herkesin bildiği ağır koşullarda mı olması gerekiyor. Başdoğan da ağır koşulları kabul ediyor ve düzeltilmesinden yana: Düzenli veteriner hizmeti, ahırların düzenlenmesi, yarış çıkması atlar yerine fayton için daha uygun at türü kullanılması vb…

Bütün bunlar iyi güzel de Ada sorunlarına yaklaşımda çok yaygın olan, nostaljik bakış açısını da içeriyor. Bu yaklaşım, Adalar’ın idealize edilen bir geçmiş dönemine referansla sınırlı kalıyor.  “Eskiden böyle değildi…” Ama dünya çok hızlı değişiyor, bu değişime karşı ne yapacağız. İstanbul’un nüfusunun 5 milyon olduğu dönemde değiliz ki. Dünyada kitlesel turizm patlama yapmış, milyonlarca insan seyahat halinde. Büyükada’yı her gün ziyaret eden binlerce insan;  gittikçe uzayan fayton kuyrukları. Ne yapılacak buna karşı, bu artan talep nasıl karşılanacak, fayton sayısı mı arttırılacak. Ya da “eski güzel zamanlar”daki gibi polis iskelede durup “kılıksızları” geri mi gönderecek?

Yani bu artan talep baskısı atların bu sorunları devamlı yaşamasına yol açacak; kaç tane Balkız’ı kurtarabileceğiz? Ayrıca bu çalışma ortamında kaç kişi “onlara dokunabiliyor” hâlâ.

Yine benzer bir talep baskısını bisiklet olayında görebiliriz. Ada caddelerinde artık güvenli bir şekilde yürümek mümkün değil. Bisiklet kazalarının sayısını biliyor muyuz? Gelişen teknoloji Adalar’ı akülü araçlarla doldurdu, mevzuat engeli de yok, ne diyeceğiz?

Aslında tüm bunlar bizi Adalar’ın maruz kaldığı sorunların bir bütünlük arzettiği noktasına çıkarıyor. Artan yapılaşma, altyapının karşılayamadığı bir turizm baskısı, marketler, oteller, caddelerde kamyonlar…

Yani faytonları korumaya odaklanmış “istemeyiz” tavrının bir geleceği yok. Tüm bu sorunlar karşısında Ada halkı, sivil toplum kuruluşları, faytoncular, partiler, Yerel Yönetim hep birlikte bir çözüm aramak zorundayız. Böyle bir kolektif akıldan çok sayıda alternatif öneri çıkabilir.

Ben de Başdoğan’ın önerilerine ek yapayım, haddimi aşıp iyi bilmediğim alanlara da girerek.

Faytonlar ulaşım aracı olmaktan çıkmalı, sayısı azaltılmalı, iyi bakımlı, güçlü atlarla belirlenmiş tur yollarında kullanılmalı, ayrıca pahalı olmalı.(3)

Birçok yerde kullanılan mini trenler hem ulaşım hem turistik amaçlı olarak kullanılmalı. Bu faytoncuların ortağı olacağı bir kooperatif tarafından işletilmeli. Faytoncuların ekonomik kayba uğramamaları sağlanmalı. Bu toplu taşıma akülü araçların sınırlanmasını da sağlamalı.

At binme yerleri oluşturup, at gezintileri düzenleyerek hem insanların atlara “elle dokunabilecek yakınlaşmalara” imkan sağlanmalı. Yine bu bağlamda binicilik dersleri de vermek belki mümkün olabilir. Ortaya çıkacak istihdam sorununa benzer seçeneklerle çözüm üretilmeli. Sanırım bunlara vakıf olarak Başdoğan’ın söyleyeceği daha çok şey vardır.

Değişen dünyanın dinamiklerinden biri de hayvanlarla bu dünyayı paylaşmamız gerektiği ve onlar üzerinde bugüne değin uyguladığımız zulmün artık son bulmasının savunmasına dayanıyor. Canlı türlerini, doğal alanları yok ederek, yeryüzünü cehenneme çevirmeye “dört nala” gidiyoruz. Bırakın hayvanlara dokunacak yakınlaşmaları, birbirimize dahi dokunamayacağımız bir dünya bu.

“At aynasında kendimize bakmamız” için yazdığını söylüyor Başdoğan, iyi de yapıyor, ama kendimize bakarken atların yarasına da öyle bir derman bulalım ki, atların yüzüne de bakabilelim!

 

Adalar Postası’da ve ortakhaber.com sitesinde 23 Mayıs 2014’te yayınlandı.

 

(*) Büyükadalı Balkız’ın Güncesi, Adalar Postası’ndan takip edilebilir. http://adalarpostasi.wordpress.com/2014/05/10/2755/

(1) Emin Mâhir Başdoğan, “Ada, At ve Biz”, http://adalarpostasi.wordpress.com/2014/05/10/2756/

(2) Bu kampanya sırasında ne yazık ki çözüm arayışına sağlayacak bir tartışma platformu sağlanamadı. Tartışma öncelikle karşıt fikirler arasında olur. Oysa faytonu savunanların bazıları, her şey bir yana, hayvan hakları savunucularını “sözde hayvanseverler” birilerinin maşası olmak vb. suçlamalarla etiketleyerek söze başlayınca haliyle tartışma yürümedi.

(3) Ahmet Hakan’ın bir yazısında belirttiği, Büyükada’da fayton sudan ucuz pazarlıkla  “Bindim… Vallaha bindim… ‘Ama çok turistik’ falan demedim… Tek sorun fiyatı… ‘Küçük tur’ dedikleri bir tur var… Tam 100 Euro… Gözünü seveyim Adalar faytoncularının… Büyük tur bile en fazla 25 lira… Azıcık pazarlık yaparsan fiyatta indirim bile yaparlar.” (Ahmet Hakan Coşkun, Hürriyet, 17 Nisan 2014)

Reklamlar

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s